Category: Yazarlar

Doğunun Fatihi Yavuz Sultan Selim

Geçilmez çölü nasıl geçti? İlk Osmanlı halifesi!

Ali Alper ÇETİN

Devamını oku →

Suriye üzerinden resmin bütünü

Sadi Somuncuoğlu

Resmin Suriye karesindeki “Güvenli Bölge “  kurma tartışmaları gündemin başına oturdu. Geçen yazımızda BOP gereğince ABD ile gerçekleştirdiğimiz iki “Ortak  Merkez” den bahsetmiştik. Bu merkezlerin egemenliğimizi ve toprak bütünlüğümüzü nasıl tehlikeye düşürdüğünü görüldü. Buna rağmen, “Arap Baharı”  ile Afrika’nın kuzeyinden dolaşıp, Suriye’ye geldik. Irak’a benzer bir “fedaral rejim” ile ülkeyi bölecek siyasete takıldık.  ABD’nin,  PKK/PYD’ye “devletçik” kurmasının yolu “Güvenli Bölge”den geçiyor. Nitekim Ankara’ya gelen ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ında katıldığı ortak basın toplantısında özetle, “Menbiç’le ilgili kararlarımız var. YPG ve Suriye kuvvetleri nehrin öbür tarafına geçmemelidir… Türk sınırları Türkler tarafından, Türklerin kontrolünde olmalıdır. Sınırlar işgal edilmemelidir. Suriye’nin toprak bütünlüğü olmalıdır” demişti. (24.8.2016)

Devamını oku →

Senin Çocuk Kral da Bizim Çocuk Hamal mı?

(Hikâye)

Bugün arkadaşım beni aradı ve akşam evine davet etti. Hayır diyemedim. Madem ille de gel diyor, erken gideyim bari diyerek,  düştüm yollara. Evinin önüne geldiğimde, kapının önünde gördüğüm ayakkabı kalabalığı beni şaşkına çevirmişti. Acaba başında bir iş mi var diye telaşlanıp, art arda zile bastım. Kapıyı açan arkadaşımın gözlerine kaygıyla baktım. Ayakkabılardan dolayı kaygılandığımı anlayan arkadaşım, mutfağa geç dedi. Mutfağa geçtim, “Neler oluyor?” diye sordum. Hiç sorma altın günü yapıyoruz deyince şoke oldum.

Arkadaşım akademisyendi ve bu taraklarda bezi olmayan bir kadındı. Beni aldı bir gülme krizi. O da mahcup bir şekilde gülümsedi. “Manyak manyak gülme bak, dalganın sırası değil!” dedi ve bir yandan pasta tabaklarını hazırlamaya koyuldu. Elime düşmüştü bir kere!

Devamını oku →

Bak Postacı Geliyor- XV

M. Hayati Özkaya

Devamını oku →

Lozan kimin Ergenekonu? (I-II)

Sadi Somuncuoğlu

Birinci Dünya savaşını (1914-1918)  kaybettik. 30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesiyle teslim olduk, ordularımızı dağıttık. Vatanın her köşesi işgal ediliyordu. Türk Milleti yokluk içinde çaresiz ve zulüm altındaydı; şartlar çok ağırdı, kara günlerdeydik. Mustafa Kemal Paşa‘nın “asla esareti kabul etmemiş Türk Milleti” inancıyla istiklâl mücadelesini düşündüğü günlerde Saray, Şeyhülislam ve İstanbul merkezli münevverler ümidini İngiliz ve ABD mandacılığına bağlamıştı. Hatta bazıları açıktan düşman (İngiliz, Fransız, İtalyan, Yunan, Ermeni, Rum)‘la işbirliği halindeydi. Vatanı savunan Kuvvacıları (Milli Kuvvetleri) ise düşman olarak görüyor, mücadele ediyordu. Bu dehşet verici manzara karşısında Haçlılar, “bin yıldır beklediğimiz fırsat gelmiştir. Hep birlikte kuşatır bastırırsak Türkleri geldikleri Orta Asya topraklarına süreriz” diyorlardı. Yurt içinde ve dışında her şey bitti denildiği sırada Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarının Samsun’a çıkışıyla beraber eşi görülmemiş bir bağımsızlık ateşi yakıldı, milliyetçi duygular bütün yurdu sardı.

Devamını oku →

“Uzattım elimi sana tutasın diye…” Elife Ergan’ın 2.Şiir kitabı çıktı

Devamını oku →

Arif Nihat Asya ve Bayrak (Bayrak Şairi)

                                                                                                                                                                        Ali Alper ÇETİN

Hani bir şiir vardı, şöyle başlardı:

“ Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü…”

“ Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü,”

Devamını oku →

Şah damarımıza dayandılar

Sadi Somuncuoğlu

“Ergenekon” davası 12 yıl sürdü. Şerefli komutanlarımız “darbe yapmak”, “terör örgütü” kurmak, cinayet işlemekle suçlandı. Bu maksatla zulüm, iftira ve tertiple, yalanla, doymak bilmeyen kinle ve nefretle sahte belgeler düzenlendi. Yetmedi, Türk ordusunun kara, hava ve deniz kadrosunu toptan tasfiye etmek ve Türk Ordusu‘na karşı düşmanlarımızın bile yapmadığı aşağılayıcı ve itibar kırıcı korkunç kampanyalar hayasızca ve yıllarca sürdürüldü.

Sonunda görüldü ki, suçlamalar ve karalamalar kumpas eseriymiş. Ortada ne delil, ne şahit, ne darbe teşebbüsü, ne terör örgütü, ne de işlenen cinayet varmış. Gerçek olan, sahte “yargıçlar”, sahte “polisler”, sahte “askerler” ile Devletin bütün kurumlarını ele geçirip Türkiye Cumhuriyeti‘ni tasfiye ederek ülkeye el koyacak iş birlikçi bir yönetim ve korkunç bir işgal projesinin varlığıymış.

Çekilen bunca acıdan sonra özetlenen gerçekler gün gibi ortaya çıktı.

Devamını oku →