Category: Elife Ergan

“Uzattım elimi sana tutasın diye…” Elife Ergan’ın 2.Şiir kitabı çıktı

Devamını oku →

Çam Kozalağının İsyanı (Öykü)

                                                          Elife Ergan (Elifçe)

Çam ağacı mutluluk içinde yemyeşil ormanda, sarı yıldızların altında huzurlu yaşıyordu.

Çalışan diğer ana baba çam ağaçları gibi;

–Huzur dolu günler gelip geçti.

Ne zaman mı?

Elbette bu zaman! Ne zor şimdi yaşamak, yaşım bir hayli ilerledi, aklıma gelen sadece huzur istiyorum.

Başka bir şey değil, çok şükür sağlıklı, mutlu, huzurlu, evreni emniyete açılsın. Kollarımı insanlar teke tek kestiler. Baltayla köklerimi de kazdığı toprakla birlikte attılar. Evrenin en ücra köşesine acımasızca fırlattılar…

Devamını oku →

Timur Han Öyküsü- Bölüm: 2

Elife Ergan (Elifçe)

Timur artık büyümüş, iyice olgunlaşmıştı. Babası Emir Turagay’ın verdiği görevleri en iyi bir şekilde yapıyor, yerine getiriyordu…

İşlerinde hiçbir aksaklık olmuyordu. Zaman zaman Çağatay Hanlığı’nın etrafındaki beyliklerle ve diğer ülkeler ile olan çatışmalar ve beyliklerin başkaldırmaları meşgul etse de çözümsüz değildi. Bu yıllarda beri süregelen sıkıntılar ve zorluklardır.

Timur, bozuk nizamın, bu düzenin bir parçası olduğu gerçeğini görüyordu. Sürekli göç eden bir milletin sancılarına, sıkıntılarına göğüs geriyor, çözümler üretiyordu. Bir o kadar sıkıntılarla boğuşuyorsa da hiç kimse hayatından memnun değildi. Memnun olan, sadece evinde oturan yerleşik, topraklarında yaşayan topluluk. İpek Yolu’nun Semerkand’a çok yakın olması, sürekli yabancıların yağmalamalarına sebep oluyordu. Ticaret deniz yoluyla yapılsa da İpek Yolu’nun güvenilirliği çok ta yoktu… Yalnız Çağatay Hanlığına bağlı olan beylerin, komutanların, valilerin çabasıyla düzenleniyordu. Sık sık iç çatışmalar olsa da yerli halk buna alışmıştı…

Devamını oku →

Timur Han Öyküsü- Bölüm: 1

Elife Ergan (Elifçe)

Turagay; sabah tan yeri ağardığında uyanmıştı. Uzaktan etrafı seyrederken, görünen sıra dağların duman renginin yenilenmesini bekledi. Evinin önünde avlusuna bakan penceresinden uluyan köpeklerine dikkatle baktı. Su tulumbasından çıkan su şırıltının sesi kulağını okşuyordu…

Haydut isimli köpeği ve yavrularının sesi ile irkildi. Yavru köpeklerin iniltileri Turagay’ın yüreğine dokundu. Yıllardır evinin bekçisi olan Haydut; aileden biri, evin emektarı ve sadık bir dosttu. Pencereden seyreden Turagay’ı çağırırcasına iki üç kez havladı. Göz göze geldiler Haydut’la. Kocaman başıyla dilini uzatmış tulumbanın ağzını yalıyordu. Yaşlı, üç büyük dut ağacının yanındaki tulumbanın, dedesi Karaçay Noyan’ın elleri ile yapıldığını biliyordu. Turagay, ikinci kattan acele ile tahta merdivenden aşağıya indi. Turagay’ın dedesi Karaçay Noyan, Çağatay Hanı ile birlikte bu topraklara gelmiş, burayı ata yurdu yapmıştı. Çağatay Han, bey olduğundan tımar olarak verilen araziler, köyler Karaçay Noyan’a aitti. Cengiz Han’ın komutanlarından olan Karaçay Noyan, Çağatay Han ile birlikte Semerkand’a gelmiş Çağatay Hanlığı’nı kurmuşlardı. Karaçay Noyan, oğulları ile birlikte Çağatay Hanlığı’na hizmet etmişlerdi.

Devamını oku →

Elife Ergan’ın “İnat etme gökyüzü, benim kadar ağlayamazsın…” şiir kitabı çıktı

Önsöz

İlk aşk, ilk evlat gibidir ilk kitap… Heyecanı, sancısı, sevdası, sevinci tarifsizdir… “Elifçe” Elife Ergan’ın şiirleri böylesi bir doğumu ve buluşmayı fazlasıyla hak ediyor. Devamını oku →

İki Dost (Öykü)

     (Öykü)                Elife Ergan (Elifçe)

Yoğun günün sonuna gelindikçe; iyiden iyiye sıkıntı içinde kıvranıp, mızmızlanan Fulya, işlerini bitirmiş, mesai saatinin sona ermesini bekliyordu. Sabah işine gülücükler saçmayla başlayan Fulya, günün sonunda mesaisi biterken pembe yanaklarından eser kalmaz, sönük solgun ifade belirirdi. Yüzüne yakışan kavisli kartal burnu, olabildiğince iyi parlayan düz uzun saçlarını tepesine toplarken; kıvrak, olabildiği kadar sakin, sabırlı, hüzünlü, derin hisli bakışlar oluşur, çok mahzun biri olduğunu bağıra bağıra, bana kimse dokunmasın söyler gibi, duru bakışlı sessiz sakin bir hemşireydi.

Mesleğini çok seven, özenle iletişim kuran, hastalarına işine çok dürüst, düzgün formasıyla da tam uyum içindeydi. Sevgisi, sevgisiz yürek olduğunu unutmak isteyişiyle de her an nazik, incitmeden ifade eden ve bu halini iş ortamında saygıyla sahiplenilen bir hemşireydi.

Devamını oku →

Nilüfer (Hikâye)

                                                                      Nilüfer (Hikâye)                                                                                                    Elife Ergan (Elifçe)  

Akşam güneşi doruklarda gri bulutların ardından ucunu göstermiş, dağ eteklerinden aşağılara, ovaya doğru süzülen kızıllığıyla, boyadığı altın sarısı başakların üzerinde adeta gülümsüyordu. Işığını serpiştirdikçe, al yanaklı gelincik çiçeği, gözlerini kırpıyordu. Gara Yusuf’un hanesinin güneşi, Fadime kadın anaydı. Tüm gücüyle, elinin emeğiyle yoktan var etmeye çalışan kutsal bereketli dokunuşu, aşa, ekmeğe, katığa, suya, sabuna, hamura, kazmaya, küreğe, fırınına, ocağının başında; ateşin altına, çalı çırpı atıyor. Henüz ortalık yeni aydınlanmış, siyah ipliği iğneden geçiren tan ağarmıştı. Ahırda bekleyen hayvanları acıkmış, mööleme sesleri konu komşuya duyuluyordu.

-Aman konu komşu; kadınlar, herkes ayakta, benimle alay ederler.

Söyleyen kalbi; hızlı adımlarla telaş içinde, küçük avlusunda; bir sağa bir sola koşturuyordu. Elbisesinin üzerine kalın yeleğini geçirmiş, ayağında, çiçeği mor, pazenden şalvarı giymiş, başında boncuk oyalı ak tülbentli, elinin emeğine güvenen, ocağına pençik kadın, sevgi dolu yüreği kıpır kıpır, şahan parçası, direnir dururdu. Devamını oku →

Bibi Hatun…

Bibi Hatun… (Hikâye)                                   Elife Ergan (Elifçe)

Bibi Hatun serin sonbahar sabahı üşüyerek, tiftik yorganın içinde büzüştü, soğuk sert rüzgârın uğuldamasını işitti, gece boyu durmaksızın yağan yağmur, güneşin nazlı ışıklarıyla beraber henüz dinmişti. Akçiçek Hatun, odasında kuş seslerinin cıvıltısıyla gözlerini açtı; kocası Kazan Halil’i uyandırmaktan sakınarak, sessizce yatağından çıktı, ipek sabahlığını üzerine geçirdi. Yeni gün bağışladığı için şükretti; evlatlarını tek tek yataklarında nefeslerinden kontrol etti. En küçük evladı, ciğerparesi, tek kızı, sarayının çiçeği Bibi Hatun’un odasına girdi. Uyku ile uyanıklık arasında kapının aralandığını anlayan Bibi Hatun, gözlerini açmadı, yorganın altında her sabah annesi; Akçiçek Hatun’un uyandırma geleneğinden mahrum kalamazdı. Akçiçek Hatun kızının yattığı yer yatağının kenarına oturdu, kızının alnına düşen siyah perçemini sıyırıp alnından öptü, kulağına eğilip;

-Kızım, saray melikim uyan, sabah oldu.                                                                                                                  

Bibi gülümseyerek yatağından doğruldu; beyaz yüzündeki elmadan kırmızı yanakları, yay gibi kaşları ve ok gibi kirpikleri ile gözlerinin içindeki enginliğinden;

Devamını oku →