Category: Sadi Somuncuoğlu

Tehditlerin gölgesinde uzlaşma mı?

Gelişmeleri özetlersek, ABD ile Fırat’ın doğusunda güvenli bölge oluşturma müzakereleri, güya sonuçlandı. Geçici memnuniyetlerin ve farklı açıklamaların ışığında “uygulama” başladı. Önce havadan beş kilometrelik alanda ortak uçuşlar oldu. Arkasından 30 kilometre tartışmaları geldi. ABD’nin aldırmazlığı karşısında Türkiye, 9 Ekim’de “Barış Pınarı Harekatı” ile ABD/PKK/PYD işgalindeki bölgeye girdi. Trump, “Amerikan askerlerinin Türkiye-Suriye sınırından güneye doğru çekileceğini açıklarken, sanki bu beyanı tekzip edercesine ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) belirli bir bölgeden askerlerin çekilmesinin tamamlandığını ”  söyleyebildi.

Türkiye “Barış Pınarı Harekatı“nın başladığını ABD, Rusya Federasyonu, İngiltere, Almanya, Fransa ve İtalya ile NATO ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine bildirdi. Astana ve Soçi ile Ankara zirvesinde Rusya ve İran’la birlikte hareket eden ve önemli mutabakatlara imza atan Türkiye’nin, iki müttefikini önceden haberdar etmemesi, hatta birlikte hareket imkanını aramadan bölgeye tek başına girmesi rahatsızlık doğurdu. Devamını oku →

“HDP Türkiye partisi” veya “Ortak vatan”

Sadi Somuncuoğlu

Herkes muradına ermişti! Yine aldanan, aldatılan ve kaybeden Türkiye, Türk siyaseti ve Türk vatandaşıydı.

7 Haziran 2015 seçimlerinde, medya ve bazı partilerimizin sözcüleri, STK’lar, bilim adamları  ile malum dış kaynaklar anlaşmış gibi seferber oldular. Niçin mi? Lütfen adını anlayarak okuyalım, “Halkların Demokratik Partisi (HDP)’ne PKK ile arasına mesafe koyması için yardım edelim, ‘Türkiye Partisi olsun!” sloganıyla kampanya açıldı. Yardım nasıl mı yapılacaktı? Çok kolay; kampanyayı hazırlayanlar bunu da düşünmüştü. Türkiye’nin her yerinden HDP’ye oy verilmesi yeterli olacaktı. Doğrusu “masum!” kampanya başarılı oldu, HDP tarihinin en çok oyunu aldı.

Selahattin Demirtaş 7 Haziran 2015 seçim kampanyasında şöyle dedi:

Devamını oku →

Suriye meselesi Çankaya zirvesinde

Sadi Somuncuoğlu

Liderlerin 3’lü zirve toplantısı önemli. Zirve öncesindeki konuşmalar ise ülke hassasiyetleri vurguladığı için çok daha önemli. Ortak bildiri, propagandadan ibaret. Bu hususa kısaca bakalım.

Erdoğan: Suriye’nin siyasi birliği ile toprak bütünlüğünün muhafazası, sahada sükunetin korunması, ihtilafa kalıcı bir siyasi çözüm bulunması noktasında tam bir mutabakat içindeyiz.(!) Zulümden, terörden ve katliamdan kaçan 3,6 milyonu aşkın Suriyeliyi halen topraklarımızda barındırıyoruz. Fırat’ın doğusundaki barış koridoru mülteciler için de korunaklı liman olacaktır. Ülkemize sığınan en az 2 milyon Suriyeli kardeşimizin bu bölgeye yerleştirilebileceğini düşünüyoruz. Hatta bu hattı Deyrizor, Rakka taraflarına kadar indirebilirsek geri dönecek sığınmacı sayısı 3 milyonu aşabilir. Böylece Türkiye başta olmak üzere ülke dışında olan Suriyelilerin önemli bir bölümünün kimseye yük olmadan kendi topraklarında yaşamalarını temin edebiliriz. Bugünkü toplantımızda İdlib başta olmak üzere sahadaki durumu, Fırat’ın doğusunda yaşanan gelişmeleri, siyasi süreçte gelinen aşamayı ve Suriyeli mülteciler meselesini ele alacağız.

Devamını oku →

Kafalı Hocamızın yolculuğu…

Sadi Somuncuoğlu

Mustafa Kafalı Hocamız, Ağustosun 28’inde ruhunu teslim etti, ölümsüzlük aleminin yolcusu oldu. 30 Ağustos 1922 Zaferine rastlayan günde de vasiyeti üzerine Gölbaşı mezarlığında toprağa verildi. Kendisi Karaman Beylerindendi, ama Türklük davasının askeri olan eşi Sevgi hanıma söylediği gibi, “Ben Atatürk’ün payitahtına gömüleceğim” vasiyetinin gereği yapıldı. Hocamız son nefesinde bile, başta Türk Milliyetçileri olmak üzere, bütün Türklere çok anlamlı bir mesaj vererek aramızdan ayrıldı. Allah rahmet eylesin, başta biricik eşi Sevgi hanım ve oğlu Ertuğrul olmak üzere sevenlerinin ve Türk Milletinin başı sağ olsun.

Hocamızın bilim ve Türklüğe hizmet aşkı

Devamını oku →

Suriye üzerinden resmin bütünü

Sadi Somuncuoğlu

Resmin Suriye karesindeki “Güvenli Bölge “  kurma tartışmaları gündemin başına oturdu. Geçen yazımızda BOP gereğince ABD ile gerçekleştirdiğimiz iki “Ortak  Merkez” den bahsetmiştik. Bu merkezlerin egemenliğimizi ve toprak bütünlüğümüzü nasıl tehlikeye düşürdüğünü görüldü. Buna rağmen, “Arap Baharı”  ile Afrika’nın kuzeyinden dolaşıp, Suriye’ye geldik. Irak’a benzer bir “fedaral rejim” ile ülkeyi bölecek siyasete takıldık.  ABD’nin,  PKK/PYD’ye “devletçik” kurmasının yolu “Güvenli Bölge”den geçiyor. Nitekim Ankara’ya gelen ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ında katıldığı ortak basın toplantısında özetle, “Menbiç’le ilgili kararlarımız var. YPG ve Suriye kuvvetleri nehrin öbür tarafına geçmemelidir… Türk sınırları Türkler tarafından, Türklerin kontrolünde olmalıdır. Sınırlar işgal edilmemelidir. Suriye’nin toprak bütünlüğü olmalıdır” demişti. (24.8.2016)

Devamını oku →

Lozan kimin Ergenekonu? (I-II)

Sadi Somuncuoğlu

Birinci Dünya savaşını (1914-1918)  kaybettik. 30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesiyle teslim olduk, ordularımızı dağıttık. Vatanın her köşesi işgal ediliyordu. Türk Milleti yokluk içinde çaresiz ve zulüm altındaydı; şartlar çok ağırdı, kara günlerdeydik. Mustafa Kemal Paşa‘nın “asla esareti kabul etmemiş Türk Milleti” inancıyla istiklâl mücadelesini düşündüğü günlerde Saray, Şeyhülislam ve İstanbul merkezli münevverler ümidini İngiliz ve ABD mandacılığına bağlamıştı. Hatta bazıları açıktan düşman (İngiliz, Fransız, İtalyan, Yunan, Ermeni, Rum)‘la işbirliği halindeydi. Vatanı savunan Kuvvacıları (Milli Kuvvetleri) ise düşman olarak görüyor, mücadele ediyordu. Bu dehşet verici manzara karşısında Haçlılar, “bin yıldır beklediğimiz fırsat gelmiştir. Hep birlikte kuşatır bastırırsak Türkleri geldikleri Orta Asya topraklarına süreriz” diyorlardı. Yurt içinde ve dışında her şey bitti denildiği sırada Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarının Samsun’a çıkışıyla beraber eşi görülmemiş bir bağımsızlık ateşi yakıldı, milliyetçi duygular bütün yurdu sardı.

Devamını oku →

Şah damarımıza dayandılar

Sadi Somuncuoğlu

“Ergenekon” davası 12 yıl sürdü. Şerefli komutanlarımız “darbe yapmak”, “terör örgütü” kurmak, cinayet işlemekle suçlandı. Bu maksatla zulüm, iftira ve tertiple, yalanla, doymak bilmeyen kinle ve nefretle sahte belgeler düzenlendi. Yetmedi, Türk ordusunun kara, hava ve deniz kadrosunu toptan tasfiye etmek ve Türk Ordusu‘na karşı düşmanlarımızın bile yapmadığı aşağılayıcı ve itibar kırıcı korkunç kampanyalar hayasızca ve yıllarca sürdürüldü.

Sonunda görüldü ki, suçlamalar ve karalamalar kumpas eseriymiş. Ortada ne delil, ne şahit, ne darbe teşebbüsü, ne terör örgütü, ne de işlenen cinayet varmış. Gerçek olan, sahte “yargıçlar”, sahte “polisler”, sahte “askerler” ile Devletin bütün kurumlarını ele geçirip Türkiye Cumhuriyeti‘ni tasfiye ederek ülkeye el koyacak iş birlikçi bir yönetim ve korkunç bir işgal projesinin varlığıymış.

Çekilen bunca acıdan sonra özetlenen gerçekler gün gibi ortaya çıktı.

Devamını oku →

Bir yüzüncü yıldan diğer 100. yıla…

Sadi Somuncuoğlu

Millî Mücadele’nin başlangıcı olan 1919’un üzerinden 100 yıl, 1923 Lozan Barış Antlaşması’nın üzerinden 96 yıl geçti. Her iki olay da tarihin dönüm noktasıdır. Milli Mücadele, 19 Mayıs 1919 – 11 Ekim 1922’de Mudanya Mütarekesi ile tamamlandı. 24 Temmuz 1923 Lozan Barış Antlaşması ile bağımsız devletimiz bütün dünyaya kabul ettirildi.

Mustafa Kemal Atatürk Nutuk‘ta diyor ki: “Osmanlı memleketleri tamamen parçalanmıştı. Ortada bir avuç Türk’ün barındığı bir ata yurdu kalmıştı.

Son mesele bunun da taksimini sağlamaya çalışmaktan ibaretti. Osmanlı Devleti, onun istiklâli, padişah, halife, hükûmet, bunların hepsi anlamı kalmamış birtakım boş sözlerden ibaretti.

Devamını oku →